Korku Hikayeleri O Köye Gitmemem Gerekiyordu 21 yaş ve üstü için ne söylemem gerektiğini okumanızı tavsiye ederim, çünkü onu kaldıramayabilirsiniz, kendimi aynada başka biri olarak görmeye ya da benden 900 km uzakta olan kardeşimi görmeye alışkınım. aynı evi, bir sigara yakıp anlatmaya başlıyor.

1.Bölüm Korku Hikayeleri

Öncelikle kendimi tanıtayım 2 kardeşiz diğer kardeşim benden 3 yaş küçük peder emekli annem ev hanımı kendi halimizde bir aileyiz kısaca kimseye zararımız yoktur, geçen sene üniversite bitti ben de ailemin evinde kpssye hazırlandım vakalar da bu yazın başında başlamış olup halen devam etmektedir, vakaların başlangıcına sebep olan benim küçük dayım, zaten 2 tane dayım var birisi uzun zamandır yurtdışında 4-5 senede bir gelir Türkiye’ye çok samimiyetim yoktur. O Köye Gitmemem GerekiyorduKorku Hikayeleri

diğeri ise 32-33 yaşlarında samimi olduğum dayımdır, dedem vefat ettiği için anneannemle birlikte kalırdı, ona kalsa hiç evlenme niyetinde değildi lakin biliyorsunuz toplumsal ve ailevi baskılar onu evlenmeye itti, anneannem kendisine kız aramaya başladı, kafalarında köylük küçük bir yerden kız bulma düşüncesi vardı zaten dayım flört edecek yaşı çoktan geride bırakmıştı bu saatten sonrasında cafe cafe karı kızla gezemezdi görücü usülü evlenip çoluğa çocuğa karışmasını istiyordu ailem, nitekim anneannem araştırmış sualşturmuş akrabalardan birinin tavsiyesi ile, … ‘nın kuzey tarafında … isimli 9-10 haneli minik bir köy varmış oradan dayıma uygun bir kız bulmuşlar, bahsettiğim köy şehrimize 1:30 saat falan, yani uzak sayılabilecek bir noktada, neticede anneannem dayım ben ve annem kızı istemek için söz konusu köye doğru yola çıktık arabayı ben kullanıyordum

Anayoldan uzun süre gittikten sonra dayım buradan sağa girecekmişiz dedi, tabela falan yoktu elindeki bir kağıttan tarif ediyordu, girdim sağa bayağı bir süre de toprak yolda gittik sonra ormanlık bir alana doğru girdik tabi arabanın anası belleniyordu fakat yapacak birşey yok biran önce şu fasıl bitse de eve gitsem diye düşünüyordum, bu düşünceler içinde sonucunda izbe tuhaf bir yer olan … köyüne vardık, köye dair ilk izlenimlerimi aktarmak gerekirse ikindi vakti olmasına karşın dışarıda kimse yoktu

zaten topu topu 9-10 tane ev vardı hepsinin perdesi güneşliği çekiliydi, evler kerpiçti, çatılarında anten yahut güneş enerjisi benzer biçimde şeyler yoktu, herhangi bir otomobil falan da gaslıkmüyordu, ne biçim köydü burası amk, sanki 500 yıl önceden kalmış bir yer izlenimi veriyordu hepsinden daha tuhaf olan ve maksimum dikkatimi çekense köyde cami olmamasıydı, yaşamımda ilk defa camisiz köy görmüştüm, dayıma dönerek burası müslüman köyü mü emin misin dedim, oğlum bizim buralarda ermeni falan ne gezer salak salak konuşma dedi, uzatmadım mevzuyu etrafı süzüyordum amk köyünde herhangi bir hayat emaresi yoktu lan bir kedi köpek dahi yoktu gaslıkürde, ciddi ciddi mala bağlamıştım baktım anneannem falan da şaşırmış vaziyette, her neyse dayı dedim hangi evmiş kızınki, bilmiyorum dedi çalalım şunun kapısını sorarız, çaldı dayım kapıyı minik bir çocuk açtı

Yeğenim karahasanların basri’nin evi neresi dedi, çocuk mal benzer biçimde bakıyor amk ses vermiyor, sana diyorum yeğenim dedi, çocuk hala televizyona bakar benzer biçimde izliyor dayımı, ben girdim araya babanı çağırsana dedim, çocuktan hala bir tepki yok o sırada çocuğun arkasından çarşaflı bir hanım geldi, eliyle bir dakika işareti yaptı kadında mevzuşmuyordu sonra bunlar içeri girince 50li yaşlarda bir adam geldi dayım selamun aleyküm dedi adam merhabaı almadı kimi arıyorsunuz dedi, dayım bana baktı bozulmuştu insanın icra ettiğina bende boşver der benzer biçimde kafamı salladım karahasanın basrinin evini arıyoruz dedi, eliyle sondan 3. Evi işaret edip kapıyı kapattı

amk köyü tuhaftı köydekiler köyden daha tuhaftı, gittik dayımla kapıyı çaldık annemler arkadan geldi kapıyı çarşaflı bir kız açtı herhalde bu köydeki tüm karılar çarşaflı diye düşünüyorum ben o sırada hayır evde de mi çarşafla geziyonuz, ilginçti gerçekten, kızın derhal arkasından babası bulunduğunu planladığım adam geldi hepimiz daha ağzımızı açmadan adam buyrun içeri geçin dedi esasen bizi bekliyorlarmış heralde, geçtik içeri 2 odalı göt kadar bir ev içeride tuvalet banyo vs gaslıkmüyordu tamam köylerin bircogunda yok fakat bu siktimin evinde mutfak bile yoktu lan mutfak, evin içinde girişte bir oda onun ucunda bir kapı öteki odaya giden bu kadar sağda solda hiçbir yer gaslıkmüyordu, geçtik sondaki odaya yerlerde minderler vardı odada bir yaban domuzu başı aslolanıydı haram değil miydi? Iyice işkillendim bu tuhaflıklardan fakat sessiz bir şekilde oturmaya devam ediyordum, tavanda düzgüsel sarı ampul sallanıyordu, demek ki elektrik var diye düşünüyorum ben o sırada, peki evin içinde niye televizyon vs yoktu bu düşüncelere daldım, yerde bir halı tavanda bir ampül bir de yaban domuzu başı duvarda, oturmalık minderler, bunun dışında başka aslabirşey yok odada iyi mi evdi burası, oturduk minderlere içerde kızın anası olduğunu planladığım bir kadın vardı ayakta bekliyordu o da çarşaflı idi, dayıma istemeye geldiğimiz kız da ayaktaydı nedense oturmuyorlardı

Adamların karısı kızı çarşaflı fakat evlerinde domuz başı aslolanı, köyde cami yok iyi mi bir yerdi burası? çoğumuz sessiz sessiz oturuyorduk ben ve ailem şaşırmanın verdiği etkiyle sessizdik lakin karşımızdakiler neden dilsiz gibi duruyordu, baktım bunların ne içersiniz açmısınız falan diye soracağı yok, telefonla uğraşayım dedim elimi cebime attım telefon otomobilde kalmış ben bir otomobile gidip telefonumu alayım basri amca dedim ses etmedi, kalktım çıktım evden arabaya giderken ilk kapıyı çalmış olduğumız evin penceresinden kapıyı açan çocuk bana bakıyordu

arabadan telefonu aldım sonrasında baktım çocuğa bu şekilde karşılıklı iki düşman gibi bakışıyorduk, pencere kapalıydı camın arkasından bakıyordu, sonra o mimiksiz velet gülmeye başladı fakat bu öyle şirin bir çocuk gülmesi değil tüyleri diken diken eden nefret dolu bir gülüş, bana bakıp gülüyordu gülüyordu gülüyordu, inanılmaz derecede rahatsız ediciydi, birden gülmeyi bıraktı, arkasından iki el belirdi, erişkin eliydi bunlar, vücudu perdenin arkasındaydı sadece elleri gaslıküyordu, çocuğun boynunu sıkıyordu, çocuk resmen boğuluyordu, sonra hareketsizleşti kafası ağzı açık geriye düştü boğularak ölmüş gibiydi, ananı avradını sikiyim koştum basri’nin evine bağıra bağlarıra basri amca çocuğu boğuyorlar basri amca koş, basri kalktı hangi ev dedi koştuk dayım ben basri pencerenin perdesi çekiliydi kapıyı çaldık, o da ne birazcık önce öldüğünü net olarak görmüş olduğum çocuk açtı, basri bana baktı bu çocuk muydu dedi, bu çocuktu azca evvelinde birisi boğuyordu çocuğu dedim, işte çocuk burda sapasağlam gördüğün şeklinde dedi, iyi mi olur dedim 1 dakika evvelde çocuğu boğdular, hava değişimi çarpmıştır yeğenim hayal görmüşsündür dedi, hayal falan değildi amk, bildiğin mala bağlar vaziyette girdik basrinin evine benim gözlerim dev gibi olmuş önüme bakıyordum, dayımın sesiyle irkildim kendine gel oğlum hayaldi işte adam adamsın dedi, kafamı iyiyim der benzer biçimde salladım, telefonu çıkardım çekmiyordu, söz açmak maksadıyla kızın babasına dönerek basri amca burada telefon çekmiyor sanırım dedim, köyün arka kısmında hammatşeri tepesi denilen bir yer var bir ihtimal görmüşsündür yolda sol tarafınızda kalıyordu oraya gelip istasyon kurdular 3 yıl öncesinden fakat kısa süre sonra yıkıldı tekrar geldiler yine kurdular gene yıkıldı ondan sonrasında da uğraşmadılar tekrar, yani burada hat çekmez dedi, tepeyi anımsayamadım ama başka bir sual sordum basri’ye, otomobil falan da görmedik hiç dedim, bizim köyde araç kimseye lazım olmaz her türlü ihtiyacımızı kendimiz yaparız hepimiz bu halimizden memnunuz dedi, nasıl şu demek oluyor ki amk?, adam deli benzer biçimde konuşuyordu kafası kırıktı sanırım amk gavadının hayır insanoğlunun hastane ihtiyacı olur köyde bulunmayan bir eşyaya ihtiyacı olur, bu insanlar bildiğin yüzyıllar öncesinde kalmıştı, kızla anası ayakta dikilmeye devam ediyordu anneannem hanıma dönerek ayakta niye bekliyorsunuz oturun kızım dedi

Yanıt vermediler, basri onların yerine konuşmaya başladı, bizim adetlerimize gore noksan kısmı mevzuşmaz onların dilleri de erleridir ağızlarıda dedi, doğrusu bildiğin saksı gibiydi kadınlar o köyde, hepimiz rahatsız olmuştuk bu garip köyden, bu sefer annem adama dönüp kızınızın gül yüzünü bir görelim dedi muhtemelen amacı kızı görüp geri dönmekti şehrimize o da sevmemişti belli ki köyü ve adamın garip konuşmalarını, kızın yüzü dahi çarşaflı idi gözleri açıktı fakat sürekli yere baktığından mütevellit sadece bir gölge gibiydi, doğrusu kız güzel mi cirkin mi hicbirşey belli değildi sadece boylu poslu olduğu anlaşılıyordu çarşafın üstünden, bu arada akşam oluyordu yavaş yavaş, adam yan odada görün dedi, annem, anneannem, kız ve kızın anası yan odaya geçip kapıyı kapattılar, kısa süre sonra kızın yüzünü görüp geldiler anneannemin yüzünde güller açıyordu

ben bizlere müsaade demesini beklerken dayımla bize bakıp oldu bu iş dercesine işaret etti, kızı çok beğenmiş şeklinde bir hali vardı, bütün tuhaflıklar unutulmuştu birden bire, aile büyüğü olarak anneannem hiç uzatmadan kızı istedi, adam duraksadı diyeceklerime iyi kulak verin dedi ve anlatmaya başladı, şimdi gidin 3 çarşamba sonrasında geri gelin, düğün köyde kurulacak, düğüne sadece köy ahalisi katılacak, yanınızda kimse gelmesin sadece dördünüz gelip düğünü yapın, gerdeğe köyde girilecek, ertesi sabah kızı alıp kendi şehrinize gidebilirsiniz, tamı tamına bunlar olacak adetlerimiz budur dedi, şaşkın şaşkın birbirimize baktık dayımla ne zırvalıyordu bu herif iyi mi adetlerdi bunlar?, hepimiz karşı çıkmasını beklerken anneannem herşey kabul dedi, hayır onca akraba eş arkadaş vardı bizim, sadece köydeki tanımadığımız ahali ile ne düğünüydü bu, anneanneme baktım iyi mi kabul etmişti bu şekilde birşeyi amk, insanın istekleri kabul edilebilecek şeyler değildi, anneannem kızı iyi mi beğendiyse hipnoz olmuş şeklinde herşeye kabul dedi kestirip attı, bizlere de söz düşmezdi köyden ayrıldık 3 hafta sonraki çarşamba gelmek üzere şehrimize doğru yola koyulduk hava kararmıştı ama etrafta cami olmadığından ezan duyamadık, tekrardan geldiğimiz orman yoluna girdik

Orman girişinde aklıma direk hammatşeri tepesi geldi, ağır ağır kullanıyorum arabayı bir taraftan bakarak gidiyorum çevreıma, hedefim tepeyi kaçırmamak, birazcık gidince tepeyi görmüştüm sonucunda, ufak bir tepeydi, basri’nin dediği gibi devrilmiş baz istasyonları vardı üstünde oradan tanıdım aslına bakarsan etrafta başka büyüklü küçüklü tepeler de vardı, dayı dedim iki dakika müsade bana, nereye oğlum gece gece dedi, şu istasyonları merak ettim bir bakıp geleyim, deli misin oğlum ne istasyonu daha bir buçuk saatlik yolumuz var falan dedi, dayı merak işte aklımda kalacak bakmazsam dedim

10 dakika sürmez hemen geleceğim dedim, tamam çabuk ol dediler hep bir ağızdan, arabayı çektim kenara, tepeye doğru vardım devrik baz istasyonlarının olduğu yere çömeldim, aslolan amacım başkaydı tepeden köye bakacaktım nasıl göründüğüne falan, çünkü böyle bir köy görseydiniz çok çok fazla merak oluşurdu kafanızda, başka bir dünya başka bir alem şeklinde sanki, ayın aydınlattığı gecenin ilk saatlerinde tepeden köye bakınca hayatımda yaşamadığım bir ürperti hissettim, tüm evlerin pencereleri ve kapıları açıktı, nasıl yani amk sabah köylerinde sinek bile yoktu dışarıda, şimdi bütün kapı pencere açıktı, oğlum dedim kaç git bu amk yerinden tam aşağı inecekken gaslıme bir hareketlilik çarptı köyde yine çömeldim izlemeye başladım, tüm ahali tek tek evlerinden çıkıp meydana toplandılar, fakat yürüyüşleri çok tuhaftı, çok ağır yürüyorlardı, karışık bir halde duruyorlardı, hanımlar erkekler çocuklar hepsi bir arada, kadınların hepsi istisnasız çarşaflı idi, kendimi onlara kaptırmışken aşağıdan dayımın sesi geldi gelsene lan seni mi bekleyeceğiz sabaha kadar, haklıydı devamına bakmadan indim hızla aşağı fakat aklım köydeydi ne yapıyordu bunlar amk, nasıl bir yerdi burası, bindim arabaya bana bakıyordu arabadikler niye garip tuhaf bakıyorsunuz dedim, annem söze girdi oğlum dedi betin benzin sapsarı ne oldu? Tepeye çıkıp inince yoruldum ondan olmuştur deyip geçiştirdim tekrar çalıştırdım arabayı sürdüm ormana

2 . Bölüm Korku Hikayeleri

Dayım anneanneme sordu kız nasıl anacığım beğendiniz mi sana layık olur mu ablamla gözlerinizin içi gülüyordu kızı görmüş oldukten sonra, oğlum dedi ben bu şekilde güzellikte bir kız ne gördüm ne işittim, sanki bir peri kızı tek emelim o kızla yuvan olması oldu oğlum, bahtına o gül yüzlü olsun çocukların onda hayat bulsun nazar sizden uzak dursun dedi, annem de anneannemi onayladı, bana baktı sana da dayınınki gibi bir gelin bulsak ah oğlum ah dedi, hiç ses etmedim karı kız düşünecek durumda değildim aklım köydeydi, sadece dinliyordum muhabbetlerini, mevzuşuyorlardı ama sanki normal bir kız isteme olmuş gibi mevzuşuyorlardı, ne zamanki kızın yüzünü gördüler bildiğin kıza aşık olmuş gibiydiler, yahu babası dördünüz gelsin düğünü öyle deneyelim dedi amk bu normal mi?

Anneanne dedim bu domuzbaşı falan normal mi sen dindar bir kadınsın şaşırmadın mı evlerinde asılı yaban domuzu başı var?, kusursuz gelin arayan yuvasız kalır oğlum dedi, gelin iyi olsun da varsın ailesi evlerine kirli hayvan kafası assın, peki dedim düğün vakaı sen her süre dayımı davullu zurnalı herkesi çağırarak evlendirmek isterdin? , kız evinin adeti başımız üzerinedir başka gelin alsak kimbilir onların ne adetleri çıkacaktı, ağırlığı kadar altın mı, koç boynuzuna takılı 51 altın bilezik mi, neler neler isteyen dünürler var oğlum dedi, kadın herşeyi pozitifleştiriyordu bende mi sorun vardı amk, herşey çok normalmiş gibi davranıyorlardı, lan insanın evinde domuz kafası var hanım diyor ki olsun nolacak, bu hanım öyle modern falan biri değildir ha dindar bir hanım yani, baktım ki bunlar herşeyi düzgüsel görüyor hiç diğer tuhaflıklardan bahsetme gereği bile duymadım, çünkü ne desem olsun ne olacak ki diyecek bir havaları vardı, hayır aslına bakarsanız köyde çocuğun boğulduğuna şahit oldum sonradan çocuk canlı kanlı karşımıza çıktı hala birşeyler dersem bu sefer ailemde adım deliye çıkmasın diye sustum uzatmadım, en kötüsü bu köydeki tuhaflıklar değildi, en fenasü bunları bir tek benim görüyor olmamdı, sadece kalmıştım

kafamda düşünceler uçuşurken ormandan toprak yola çıktık artık ovaydı burası düzlüktü orman tarafının aksine, ileride bir çoban koyun güdüyordu, dayım durdur arabayı dedi, niye dedim durdur çobana soralım nasıl bir aileymiş bunlar dedi, durdurdum annemler otomobilde kaldı dayımla ikimiz indik çobanın yanına vardık gözüme ilk çarpan şey koskoca sürüde hiç köpek olmamasaydı, bu şekilde bir sürüde en az 2 köpek olması gerekirdi, bir öteki şey ise tamamen keçilerden oluşuyordu bu sürü, selamun aleyküm dedi dayım çoban ise merhaba almadı bize doğru baktı sadece, bu tarz şeylerin derdi neydi o zamanlar bilmiyorduk sadece garipımıza gidiyordu, dayımda alışmış olacak ki merhaba almamalarına, sert bir karşılık vermedi gece gece elin adamına, birşey sorcacağız dedi sadece, çoban kafasını salladı sor manasında, bizler şu gerideki … köyünden bir gelin alacağız

Korku Hikayeleri

karahasanların basri derler işte onun kızı iyi mi bilirsin onları dedi, çoban sırıtmaya başladı, dayım bana bakıyordu napıyor bu amk delisi der gibi, söze ben girdim hayırdır çoban emmi dedim niçin gülüyorsun, o köy dedi dışarıya gelin vermez alamazsınız, niye vermesin dedim, vermez onlar birbiri ile evlenir asla başkasına vermezler dedi, o sırada dayım lafa girdi çoktan verdi babası kızı dedi, hatta düğün 3 çarşamba sonrasında, çobanın gülmesi kesildi gözleri büyüdü, iyi mi dedi size nasıl kız verirler, o vakit dedi siz onlarınsınız, ağlamaya başladı, siz onlarınsınız onlarınsınız diyip duruyordu koskoca adam, benden uzak olun uzak olun onlarınsınız diyerek koşa koşa gitti, dayımla birbirimize baktık, otomobile doğru gidiyorduk tekrar, sürüdeki keçiler kendi kendilerine otluyorlardı çoban hala koşuyordu, herhalde buraların delisi de bu dedi dayım, otomobile bindik anneannem sordu ne dedi oğlum çoban niye koşuyor, anneanne dedim çoban deli çıktı birşeyler zırvaladı boşver, yola koyulduk annemler uyudu arkada yol boyu başka muhabbet olmadı, önce dayımları bıraktım sonra annemle bizler de evimize vardık babam tv izliyordu kardeşim hala arkadaşlarıyla dışardaydı üniversite okuduğu şehirden geleli bir hafta falan olmuştu, babama merhaba verdikten sonrasında odama geçtim annem de babamla günün kritiğini yapıyordu salonda, yol yorgunluğuyla uyudum gece saat 2 şeklinde yeniden uyandım uyanır uyanmaz aklıma gene köy geldi, bir sigara yaktım mutfağın balkonuna geçtim dışarıyı izliyorum hem de köyü düşünüyorum, o an aklıma bir düşünce geldi internetten köyü araştıracaktım

Sigarayı söndürdüm kapattım balkonun kapısını takıntım vardı bu mevzuda illa kapalı olacaktı kapı pencere yatarken, geçtim odama eski bir laptopum vardı pedere seneler evvelinde işyerinden vermişlerdi o da bana vermişti onu kullanıyordum hala, açtım onu aradım köyün adını google’da, çok fazla sonuç bulmadı, bulunanlarda gezmeye başladım, hep eski içerikliydi haberler, gazete arşivlerinden falan sayfalar çıkıyordu önüme, geneli eski gazete küpürleri kısaca, … bölgesinde 2 köyü hastalık vurdu benzer biçimde bir haber vardı birazcık değiştirerek veriyorum ifşa olmamak babında, tıkladım haber içeriğine, … ilçesine bağlı … ve … köylerinde … hastalığı baş gösterdi son 3 ayda sözkonusu köylerde toplam 450den fazla kişi hayatını kaybetti, iki köyde de kalan aileler başka bölgelere göçetti, köyler kaderine terkedildi benzer biçimde bir haber vardı, köylerden fotolar vardı, birisi bugünkü gittiğim köydü mutlaka orasıydı bir tek daha yeşillik ve daha çok kerpiç ev vardı onun haricinde tamamen aynıydı,

fakat iyi mi olur daha bugün oraya gittik ve orada yaşayan insanoğlu vardı, habere göre de terkedilmişti, iş daha da ilginçleşiyordu, heyecanla ve merakla öteki haberlere tıkladım bu ko şekilde ilgili, başka bir sayfada karşıma beni aslolan şaşırtan fotoğraf çıktı, o günkü görmüş olduğum çobana çok benzeyen eski bir fotoydu bu, dikkatle bakınca mutlaka emindim bugünkü görmüş olduğumüz çobandı bu, hastalıkla ilgili bir gazeteci sözkonusu çoban ile röportaj yapmıştı gazetenin zamanı 1983, lakin çobanın yüzü bugünkü çobanın yüzünün aynısı, iyi mi oluyordu bu? Onlarca yıl geçmesine karşın bu adam aynı gazetedeki yüz ile karşımdaydı yaşlanması saçlarının beyazlaşması falan gerekmiyor muydu?, bir ürperme geldi fakat devam ettim okumaya, çoban diyordu ki hastalıktan değil bu olanlar, onlar sapkındı, hastalık devletin uydurması, onlar hırsları uğruna büyük belalara bulaştılar hiçbiri hastalıktan ölmedi kaçanları da er geç bulacaklar, yalnız bir kaynakta bu röportaj yayınlanmıştı ötekiler hep hastalık olarak vermişti haberi, röportajın altında gazetecinin adını buldum onu internette arattım 2 yıl önce hayatını yitirmişti, düşündüm taşındım biraz diğer haberlere de göz gezdirince hemen derhal hepsinin aynı içerik olduğunu gördüm ve sabah köyün o civara yeniden gidip o çobanı bulmaya karar verdim yattım uyudum saat 4 e geliyordu, az bir uykuyla aileme de haber vermeden sabah erkenden köye doğru yola çıktım

3 Bölüm Korku Hikayeleri

Kafam çok acayip bir haldeydi bu kadar tuhaf şeyin arasında kısılıp kalmıştım, akrabalarım hipnoz olmuş şeklinde normaldi sadece ben vakaların tuhaflığını net olarak görüyordum, açtım radyoyu kafam dağılsın diye kah Söyleyerek kah bir tek dinleyerek dünkü çobanı gördüğümüz yere kadar geldim, sürü de orada yoktu çobanda, daldım ormana hammatşeri tepesinin dibine parkettim çıktım gene istasyonların olduğu yere yaktım sigaramı köye bakıyorum, şuanki aklım olsa bırakın o tepeye çıkmayı o köyün 100 km tanıdığından geçmezdim, fakat o psikolojide olmadığınız için anlamanızı beklemiyorum, şu demek oluyor

ki şuan hala devam etse de vakalar o dönemki kadar yok ve daha sağlıklı düşünebiliyorum tek başıma iyi mi bir cesaretmiş anlamak güç ama söylediğim benzer biçimde o dehemmiyet psikolojim çok çok tuhaftı, sigaram elimde öküzün trene baktığı gibi köyü izliyorum, hiçbir bok olsa ya amk kıpırtı dahi yok mal şeklinde oturdum izledim bir saat, bu pezevenkler işeyip sıçmıyor muydu amk hayır evlerinde wc yoktu 1 saat süresince aslabir yaşam emaresi olmaz mı bir köyde yine tüm perdeler güneşlikler kapılar pencereler kapalıydı, hiçbir hareket yok dedim gideyim hiç olmazsa, indim tepeden atladım arabaya çıktım orman yolundan, dünkü yere yakın bir bölgede çobanla sürüsünü görmüş oldum aha dedim aradığım adam, durdurdum arabayı koştum yanına çoban emmi çoban emmi diye deli sikmiş gibi bağlarırıyorum, yanına yaklaşınca gördüm ki bu o çoban değil fakat sürü aynı sürü şeklinde doğrusu bir tek keçiler var köpekler de vardı fakat dün akşamkine ek olarak, selamun aleyküm dedim aleyküm selam dedi, aha dedim normal bir insan

dur çoban emmi dur iki soluklanayım dedim oturdum dibine, sonrasında mevzuşmaya başladım emmi dedim dün gece bu davarı başkası güdüyordu yanlarında köpekte yoktu, ah oğlum sorma bir musibet dadandı başıma yediğim ekmekten tat alamaz oldum, hayırdır ne musibeti dedim, benim sürüyü gece ahırdan alıp otlatan bir şerli varlık dadandı oğlum her gece gelir ahırdan benim sürüyü alır gece süresince dağ tepe gezdirir sonrasında bu civara bırakır gider, sabah ben gelir bu civardan sürüyü toplar giderim, ben şok olmuş halde dinliyordum çobanı, gayet normal bir vaka benzer biçimde anlatıyordu, adama ne diyebilirdim ki o anda, adam deli desem dün gece aynı sürüyü kendim gördüm o vakit bende mi deliydim, bende çobana ayak uydurup sorularıma devam ettim, çoban emmi bu yöreı iyi bilir misin?, doğma büyüme bu civardanım aha şu tepenin gerisinde bir tepe daha var onun ardında köyüm dedi

Korku Hikayeleri

doğrusu 2 tepe arkadaydı köyü, bahsettiği köy bizim kız istediğimiz garip köy değildi, muhtemelen düzgüsel bir köydendi, emmim dedim derdime sen derman olursun, şaşkın bir ifade ile bana bakıyordu çoban, anlat hele yeğenim ne bu paniğin, bu sefer de çoban benden tırsmıştı galiba amk, itin ürmeyip kervanın geçmediği yerde koşa koşa ona gelen bir adamdım sonuçta tırstıysa da haklıydı, emmi kusuruma bakma dün gördüklerimi görsen bu halime hak verirdin, yüzüme bakıyordu anlat dercesine, oturdum altına, şu tepenin peşinde bir köy var bilir misin … diyorlar ismine, ses etmedi dik dik bana bakmaya başladı çok açık ki fazlasıyla ilgisini çekmişti söyleyeceklerim zira köyün adını duyunca dikkati çok daha çok arttı, tuhafıma giden mevzuysa insanın davarını varlık götürüyor bunu normalmiş gibi konu alıyor fakat o köyün adını anınca rengi soldu ağzımdan çıkacak kelimelere odaklandı

benim bekar bir dayım var oradan iyi bir kız bulmuşlar bizler de dün ikindi vakti oraya bu kızı istemeye gittik, hiçbirşey söylemeden dinliyordu, köy çok tuhaftı yaşam emaresi yoktu kapılar pencereler kapalıydı köyün sokaklarında kimse yoktu, kedi köpek bile yoktu dedim, oğlum dedi yeter bu kadar ben anlamış oldum anlayacağımı duydum duyacacağımı, benim davarı gütmem gerekiyor, söylediğim şeklinde 2 tepe arkası benim köyüm … derler, arabana bin anayola çıkıp yol boyu 2 büyük tepeyi aşınca oradaki toprak yola sap tabela falan görmezsin 1 saati bulmadan orada olursun, orada kahveye git hocayı sor o sana yardım edecek burada durman ne sana yarar ne bana fayda aksine sana zarar bana şer hadi oğlum var git yoluna dedi, noluyordu amk vebalıymışım benzer biçimde davrandı çoban, tamam sağmümkünn çoban emmi dedikten sonrasında yola koyuldum söylediği gibi kısa süre sonrasında köye vardım, bu köy diğerinden büyük ama normalden ufak bir köydü, tahmini 30-40 hane vardı, en sevindiğim şey ise camisinin olmasıydı köye girişte ilkin camiye uğrayıp bir su içtim bakındım hoca yoktu civarda, daha sonra kahveyi bulup girdim içeri merhabaımı verdim, içerisi kalabalık sayılırdı, kahvecinin yanına gidip hocayı arıyorum dedim, beni baştan aşağı süzdükten sonra, hoca bu vakitte istirahatte olur evinde, gel benimle dedi, çıktık dışarı köyün tepe yamacındaki en üstteki evi işaret etti, orası hocanın evi deyip kahveye geri döndü, araba çıkmazdı mecburen yürüyecektim, çıktım yamaca çaldım kapıyı hoca açtı selamun aleyküm hocam dedim, aleyküm selam gel evladım dedi, oturduk minderlere açlığın susuzluğun var mı dedi, sağolun hocam dedim, kaşları ve sakalları uzundu, bana baktı en başından en sonuna bir kelam atlamadan anlat dedi, bende herşeyi anlattım, köyü, dün geceki görmüş olduğum çobanı, beni hocanın yanına yollayan öteki çobanı, hocanın mimiklerinde değişim yoktu bu hoşuma gitmişti zira korkmuyor gibiydi bu benim de korkumu azaltıyordu, fakat bu durgunluğu tecrübesinden ileri geliyordu bunu konuşunca anlamış oldum, sükuneti yerini sözcüklere bırakınca ağzından çıkanlarla korkum iki kat arttı, işin zor evladım dedi, bu bir varlık meselesi değil bu geçmişten gelen bir şey, o düğün o köyde yapılacak, onların hepsi düğünde olacak ve sen de o düğüne gideceksin

nasıl şu demek oluyor ki hocam ben sizden yardım istemeye derdime çare bulmaya geldim siz beni derdin içine itiyorsunuz, ben dedi sana yardım ediyorum, eğer o düğüne gitmezsen tek sana değil tüm ailene gelecekler o gün oraya kız istemeye gidiyoruz sanıpta gittiğin her insana gelecekler, sizi dedi oraya yönlendiren kimse size bu vicdansızlığı bu acımasızlığı icra eden kimse onu bul oğlum, bu nasıl bir nefret nasıl bir hayasızlıktır ki bir insan bir insana bunu yapabiliyor, kim ne yapıyordu bizi oraya yönlendiren ne yapmış bize hocam, oğlum dedi iyi dinle, o köy onlarca yıldır girilmez bölgededir o köyün gerisinde bir köy daha vardır bir tek görmüş olduğun o 9-10 haneli köydeki tepeden yol gider ne binek gider ne kervan bir tek yürüyerek aşabilirsin, bu iki köy dedi şerle doludur, benim dedem de hocaydı babamda hocaydı, dedemin vakitında dahi o köylere gidilmez o köylerden su içilmez, o köylerden kız alınmaz, o köylerle ticaret yapılmaz, o köylerin adı dahi anılmazdı oğlum, eğer ki şerli bir işin var hayadan ardan yoksun, insanlıktan tamamlanmamış bir şahıssan, işte o zaman o köye girer onlar ile anlaşır bedelini ödeyip fenalık etmek istediğine fenalık edersin, amma ben şu yaşıma geldim hep burada yaşadım o köylere giripte karlı çıkanı görmedim bir nefret ile girerler o köylere o nefretleri kendilerini yer oğlum, size bunu icra eden kimse onun nefreti de kendisini yiyecek bu dedemin vakitında da böyleydi babamın zamanında da böyleydi benim vakitımda da bu şekilde, benden sonrakilerin zamanında da bu şekilde olacak, bu köyler 1980 li yıllara kadar bu şekilde girilmez yerlerdi, aynı zamanda kalabalıklardı da, sonra daha beter bir hal aldı derken ikinci köyden iyi biri çıktı, o gece görmüş olduğun çoban

bu çoban o köyden çıkmış ve onlara karışmamış temizliğini muhafaza etmiş tek kişiydi bir gece metodu öğrenip kendi köyünde bulunanların hepsini yaktı, yüzlercesini yaktı öldürdü, o köyü tamamen kuruttu sonrasında aynı gece yürüyerek o tepeyi aşıp kız istemeye gittiğiniz köye vardı, köydeki meydanda onları yaktı onları da kuruttuğunu düşünüp olduğu yere oturdu ne yazık ki ikinci köyde hepsini yakamamıştı bir kısımı saklanmıştı, bunlar çobanın zayıf anında kısaca herkesi öldürdüm sanıp oturduğu anda arkadan saldırıp öldürdüler, işte sizin görmüş oldukleriniz çobanı öldürenlerdir, 100 sene evvel de oradaydılar 80lerde çoban soylarını tüketmek üzereyken de oradaydılar hala oradalar, kısaca onlar çobandan kurtulanlar, buradan gidince sizi o köye yönlendireni bul, kurtulanlara ne karşılık ödemiş ve bunu niçin yapmış bu iki suale de doğru cevapları vermesini sağla, düğünden bigün evvelinde yeniden yanıma gel, sana düğünde ne yapman gereketiğini söyleyeceğim, ailene hiçbirşeyden bahsetme ne kadar çok fert bilirse bildiğinizin o denli farkında olurlar, dört kişiden biri bilmez üçü bilirse bunu anlamazlar lakin dördünüz de bilirseniz bunu sezerler ve oracıkta boğarlar sizi, sadece senin bilmen kafi, ailemin tuhaf halleri de mi bunların yüzünden hocam dedim, ailen onların tesiri altında sen hariç üçüde büyülenmiş onlara ne desen boş altlarından vasıtalarını alsan yürüyerek giderler o düğüne oğlum, şimdiden kendini hazırla ve görmediğin şeyleri unut oğlum, iyi mi yani hocam görmediğim birşeyi nasıl uınutayım, unutacaksın oğlum görmediklerini unutacaksın, unut diyorum zira o düğünde göreceklerini aklın hayalin almayabilir dirayetini düğün gecesine kadar muhafaza et şimdi yoluna git

4.Bölüm Korku Hikayeleri

çıktım evden bin tane fikir var fakat kafamda, bu düşünceler esnasında arabamın yanına gelmişim, telefonum da arabadaydı baktım 13 yanıtsız arama, annem aramış, bir kere de dayım aramış, öteki köyde çekmeyen hat burada çekiyordu, iki köy arasında 500 sene vardı sanki, annemi aradım ilk merak etmiş habersiz çıkınca sabahtan beri yoksun niye haber vermedin vs, gezmeye çıktım öyle arabayı park ettim yürüyüş yaptım falan diye bir bahane buldum kapattım, sonrasında dayımı aradım bize gel beni al seninle köye gidelim bir yeğenim dedi, nerden çıkmıştı bu, hocadan duyduklarımdan sonra o köye nasıl gidecektim, dayım mevzuşmaya devam etti, geline ne alınacak bu konuda adetleri falan neler, usüllerini sormak lazımmış, anneannen diyor bak onu veriyorum dedi, anneannem aldı telefonu, oğlum onlar 3 hafta sonra gelin dedi ama dünürleri ziyaret iyi olur hem adetlerinde geline ne armağan gider ne takılır bunları soralım ki düğünde mahçup olmayalım geçen sefer biliyorsun pek birşey konuşamadık, dayınla bir gidin gelin dedi, ben 3 hafta sonrasının hesabını yaparken dayımla anneannem beni gün o yasak yere gönderiyordu, belli etmemem lazımdı, tamam gidelim dedim kapattım telefonu sigara yaktım, şehre varınca dayımlara sürdüm, indi bu aşağıya 10 dakika da beni bekletti üstüne, niye suratsızsın lan hayrola 10 dakika beklettim diye mi dedi, keşke 10 saat bekletsen de şu köye götürmesen diye geçirdim içimden, yorgunum biraz ani oldu bu köy işi bugün pek beklemiyordum dedim, birşey olmaz sen de evleneceksin yakında yeğenim alış bu şekilde şeylere diyordu, evleneceğin şeyin ne olduğunu gittiğimiz köyün neresi bulunduğunu bilsen bu şekilde rahat mevzuşur muydun acaba, ikindi vakti olmuştu ayrıca, yola koyulduk 1.30 saat kadar sonrasında köydeydik, hayat belirtisi olmayan yasak köy yine karşımda duruyordu kapıyı çaldık karahasanın basri açtı, ne arıyorsunuz burada dedi

dayıma baktım ne diyecek diye, basri amca dedi dünürümüz olarak bir ihtiyacınız bir diyeceğiniz var mı onu sormaya geldik, bir de adetlerinize bakılırsa düğün günü bizden ne armağan beklersiniz, basri dik dik bize bakıyordu, kapıda mevzuşuyorduk içeri dahi davet etmedi, bir süre durduktan sonra takı hediye istemeyiz kendiniz gelin kafi dedi, dayım bir fazlaca şaşırdı hoşuna da gitti muhtemelen zira cebinden para çıkmadan gelini alacağını düşünüyordu, kendimi sıkıyordum farklı düşüncelere dalmaya çalışıyordum, onların yasaklı varlıklar bulunduğunu bu köyün yasaklı köy bulunduğunu bildiğimi anlarlarsa orada bana akıl almayacak şeyler yaparlardı, söze girdim o sırada hem korktuğumu belli etmemek adına bununla birlikte kendimce kahramanlık yapacağım ya belki içerde dayım birşeyler farkeder de bunların etkisinden kurtulur diye düşünüyorum aklımca, kendime yoldaş arıyorum, çünkü kaldırmak basit değil üçü büyülenmiş biçimde ben tek başıma hepsinin adına savaşım etmeliyim, basri amca dedim içeriye davet etmeyecek misin bizi, yan yan baktı bana, içeride misafir var lakin çok istiyorsanız girin dedi isteksiz bir tavırla, dayıma baktım o girerlim derse girecektim hadi girelim dercesine kafasını salladı ve eve girdik, girişteki odada 4 tane adam oturuyordu basriyle birlikte 5 kişiydiler, biz de girişteki odaya oturacaktık adamların yanına, selam vermedim dayım da vermedi oturduk direk, öteki odanın kapısı açıktı o odaya gaslımün ucuyla bakmamla dehşete düşmem bir oldu, bir halka oluşturacak şekilde 9-10 tane çarşaflı kadın ayakta yere bakar biçimde duruyorlardı, bir heykel şeklinde sanki, aslabir hareket yoktu, ben dondum kaldım, kadınları düzgüsel bir türk kadını benzer biçimde düşünmeyin çok uzun boylu çarşaflı kadınlar, kadınlardan birisi bir anda boynunu bana çevirdi yere bakar halde boynu bana dönüktü, iyi mi farketmişti onlara bakmış olduğumı

o an dünyadaki herşeyden çok gözlerini görmek istedim, şimdi düşününce bu şekilde birşeyi nasıl istemiş olabilirim diyorum? Ama evet en çok gözlerini görmek istedim, lakin kaldırmadı kafasını, tüm bu olay 2-3 saniye falan sürdü sonrasında hemen kapıyı kapattı, ben hayatımda böyle bir manzarayla karşılaşmamıştım, basrinin sesiyle irkildim, biz de köy ahalisi ile düğün hazırlıkları hakkında mevzuşuyorduk dedi, nasıl bir ahali ise susup dik dik bizlere bakıyorlardı, birden şaşırtıcı birşey söyledi, hepimiz bu köy ahalisi olarak hepimiz kardeşiz dedi karahasanın basri, iyi mi kısaca? Bu köydeki her erkek birbiri ile kardeş aynı şekilde her eksik birbiri ile kardeş, eksik demekle hanımları kastediyordu, doğrusu köydekiler 2 farklı aile olarak birbirinin akrabasıydı, o süre 2 soy vardı bu köyde kadınların ve erkeklerin geldikleri soylar, peki çobanın yaktığı köydekiler de bunların akrabası mıydı yoksa onlar farklı soydan varlıklar mıydı maksimum bunu merak ediyordum, dayım basrinin bu sözlerine bile şaşırmadı bomboş biri gibiydi sihrin etkisiyle, herşey normalmiş şeklinde söze girdi var mıdır ahalinin bir isteği dedi, konuşmadılar dik dik bakmaya devam ettiler, dayı dedim gidelim artık, bize müsaade dedi dayım çıktık evden arabaya bindik, dayım herşey normalmiş benzer biçimde davranıyordu, içeride 4 tane konuşmayan adam, öteki odada ayakta duran çarşaflı kadınlar, düzgüsel bir insan şu manzaraların çeyreğini yaşasa o köyün yöreından bile geçmez ama aileme öyle bir büyü yapmışlardıki normal bir gelin evi şeklinde idraklıyorlardı bu varlıkların yasak evlerini ve yasak köylerini, ormanı geçtik yine düzlük alanda çobanı görmüş oldum arabayı durdurdum dayım nereye gidiyorsun dedi, çobana diyeceğim birşeyler var sen burada bekle dayı dedim, merhaba verdim çoban beni görünce şaşırdı ve huzursuz oldu bu açık açık belli oluyordu yüzünden, merhabaımı aldı gene de, hocanın yanına vardım dedim, iyi etmişsin dermanın olur inştanrı dedi, sonrasında arabaya baktı, arabanın içindeki dayımı süzdü bir süre, dayım farketmişti çobanın ona baktığını, ne oldu çoban emmi dedim niye bakıyorsun dayıma, bu büyülenmiş oğlum haberin ola dedi, biliyorum dedim aslına bakarsanız buralara gelme hedefim ailemin kurtulması bu tarz şeylerin şerrinden, beni mazur gör oğlum dedi ömrüm dağlarda geçti görmemem gereken şeyler görmüş oldum duymamam gereken şeyler duydum, sendeki varlıklar bu yaşıma kadar görmüş olduklerimden şerli, lakin sendekilerden beter yalnız bir olay gördüm bu yaşıma kadar o gün bu gündür aha bu tepelerden ve köyümden uzaklaşmam, daha şerli ne görmüş oldun dayı dedim anlat

5.Bölüm Korku Hikayeleri

Ne sen sor ne ben anlatayım anlatmaya benim mecalim, duymaya senin sığan yetmez, lakin şu kadarını söyleyebilirim 17 yaşındaydım tamı tamına 38 yıl önceden idi, yalnız buralarda bu gördüğün ovalarda, ileriki dağlarda durmaz, o dağ senin bu yayla benim gezer dururdum, en uzak dağlara gider sürüme çobanlık ederdim, kendi halimde bir gençtim, şuan 55 yaşındayım tam 38 sene evveldi onu görüşüm ama ben o günde kaldım oğlum, ben hala 17 yaşındaki halimleyim çıkamıyorum o günden, kurtulamıyorum o günkü gördüklerimden, bırakmıyor peşimi imgesel, olanları görmüş olduğum, o mahlukatı görmüş olduğum günü düşünüp kabusla uyanmadığım bir gecem dahi olmadı, 38 senedir unutmaya çalıştım lakin ne yarar, 17 yaşıma kadar gezmediğim dağ kalmadı fakat 38 senedir bu görmüş olduğun yerlerden başka yerlerde gütmedim davarımı, tekrar onu görürüm bir daha öyle bir olaya şahit olurum korkusuyla, şimdi sen bana anlat diyorsun iyi mi anlatayım o geceyi, nasıl yine yaşayayım o geceyi, senin kötü bir ademoğlu olmadığın belli lakin bir kere sana bulaşmışlar o sebeptendir senden uzak olmayı istemem, tamam dayı dedim kusuruma bakma sende haklısın, gözlerim doldu kendimi zor tuttum, ömrü dağda geçmiş envai çeşit şerli varlık görmüş birisi ama benden uzak olmak istiyor, o an anlamış oldum başımdaki bela çok ciddiydi, bindim arabaya sigaramı aldım elime izin var mı dayı dedim, keyfine bak yeğenim bir tek de bana ver dedi, yaktık iki sigara yola koyulduk, hayırdır ne konuştun çobanla bana niçin dik dik bakıyordu dedi, aman dayı bilmiyor musun bu yöreın insanı bir acayip bu da yarım zekinın tekiydi ondan dik dik bakıyordu bir problem olduğundan değil yani deyip geçiştirdim, yol boyu mevzuşamadık dayımı evine götürdüm, akşam da olmuştu dur dayı dedim bende geliyorum size

gel tabi yeğenim dedi, anneanneme sorup bu gelini onlara kimin bulduğunu öğrenmek maksadındaydım, hocanın dedikleri aklımdan çıkmıyordu, yapanı bul sebebini öğren, çıktık yukarı dayım zili çalmadan kendi anahtarıyla kapıyı açtı, o da ne anneannemlerin evde ne kadar tabak çanak var kırılmış, herşey yerde evi görmeniz lazım harabe olmuş, anneannem oturmuş televizyon izliyor oldukça düzgüsel bir şekilde, şoka girdim resmen bu ne hal anneanne dedim, hangi hal diyor, dayıma döndüm dayı görmüyor musun? Neyi yeğenim diyor, evinizin altı üstüne gelmiş noluyor diyorum, birşey yok evde her zamanki hali salak salak mevzuşma diyor, aslabirşey demeden banyoya koştum hüngür hüngür ağlıyorum, resmen o köye gittiğim insanlar doğrusu kendi ailem delirmiş gibi davranıyorlardı, nasıl normaldi ya nasıl, ev harabeye dönmüş hanım oturmuş herşey normal gibi tv izliyor, dayım ev düzgüsel hep böyleydi esasen diyor, elimi yüzümü yıyitik sigara yaktım banyoda yarısına kadar içip attım klozete odaya geri döndüm, dayım bana dönüp senin neyin var iyi misin diyor, ulan yoksa ben mi deliriyordum, aklımı oynatmak üzereydim, artık neyin ne olduğunu bilemez olmuştum, ya onlar düzgüsel ve ben deliysem? Ya o köyde varlıklar onlara hiçbirşey yapmayıp sadece bana yaptılarsa? Ya büyülenmiş olan bensem ve olmayan şeyler görüyorsam? Ama görüyordum işte herşey kırık dökük haldeydi, bu düşünceler aklımı kemiriyordu, oturdum on dakika koltukta o harabenin içinde sessiz bir şekilde bekledim, bunlar tv izlemeye devam ediyorlardı sanki görmüyorlardı aslabirşeyi, ev yıkılsa farkedecek durumda değillerdi, biran önce sorumun cevabını öğrenip evlerinden gitmek için kendimi toparladım aslen o gece orada kalma niyetim vardı fakat hallerine bakınca bırak kalmayı 5 dakika daha durulacak gibi değildi, anneanne dedim, bu gelini sana kim önerdi, birden televizyondan gözünü ayırıp nefretle bana baktı

pisliğin dölü dedi benim gelinime bahane bulup duruyorsun oğlumla gelinimin yuvasını mı yıkacaksın ha, defol git bu evden kuduz köpek girme evimize uğursuz, ne diyorsun anneanne sana noluyor, sen kimsin anneannem olamazsın, basbas bağlarırıyordu defol çık evimden seni istemiyoruz çık git, anneannem bunları bana sayarken dayım tv izlemeye devam ediyordu sanki duymuyordu bile bu bağırışları, sinirlerim o kadar yıpranmıştı ki koştum çıktım evlerinden, merdivenleri inmem 10 saniye sürmemiştir, arabaya bindim kimsesiz kalmış hissediyordum, direksiyona kafamı koydum ağlayamıyorum da zombi şeklinde bakıyorum bir tek, çok büyük bir şok yaşamıştım birkaç dakika evvelinde, sigara yaktım eve doğru sürdüm, parkettim evin önüne vardım eve annemle babam yiyecek yiyordu, gel oğlum tabak koyayım dedi annem, duymamazlıktan geldim, oturdum direk mevzuya girdim, anne dedim gelini size kim buldu?, dayına bulduğumuz kızı mı diyorsun oğlum dedi, evet dedim, betül yengen buldu oğlum hayırdır dedi, annem düzgüsel görünüyordu o günün en pozitif olayı benim için buydu minimumından üçünden biri normaldi, annemin sorusuna cevap vermeden kalkıp odama gittim, betül yengen söylediği büyük dayımın karısıydı, yurtdışındalardı bu orospu bize niye bunu yapmıştı, ayda yılda bir görmüş olduğum bu hanım bizi şerlilerin içine yasak köye niçin sokmuştu, neyin hırsıydı bu, hocamın dediği benzer biçimde bizlere bunu icra edenı bulmuştum fakat sebebini nasıl öğrenebilirdim, binlerce km uzaktaydı kadın, telefonda bu şekilde birşey iyi mi sorulurdu, sorsam bile bu kötülüğü aileme icra eden kadın gerçeği söyler miydi, ne yapacağımı bilemedim ertesi gün hocamın yanına gitmeye karar verdim erken gideceğim için uykumu alayım düşüncesiyle yattım lakin sabaha karşı 4 civarı bir mırıldanma ile uyandım, çok hafif bir sesti, sonradan farkettim ninni sessiydi gözlerimi açtım yanıyordu hafif uykum bölününce öyle olurdu, ovdum birazcık rüya mı gerçek mi ne oluyor diye, baktım rüya falan değildi gerçeğin ta kendisiydi, annem yatağımın başucunda bana ninni söylüyor yüzü yere bakıyor bana yan şekilde oturmuş saçlarından yüzünü göremiyorum, anne dedim, ses vermedi, anne dedim tekrar

hala ses yoktu, elimle omzuna dokundum anne dememle o varlığın bana dönmesi bir oldu, o görüntü o an yaşamış olduğum korku nasıl tarif edilir, yüzü yoktu siyah bir gölge sanki, saçları var ama yüzü yok, saçları annemin saçları, fiziken annem ama yüzü yok, siyah bir tuval şeklinde bombaş ve derin bir karanlık, upuzun kirli tırnaklı elleriyle boğazımı sıkmaya başladı bağlarırmamla kısa süre sonra babamla annemin odama gelmesi bir oldu, son olarak hatırladığım babam beni tokatlıyordu kendine gel diye annem su getirdi babamın tokatlarıyla kendime geldim fakat kekeliyordum konuşamıyordum 10-15 dk kadar sonrasında tamamen kendime geldim kekelemem de geçmişti, ne oldu diyordu babam,

kabus görmüş oldum baba dedim, gidin yatın birşeyim yok, gördüğüm kabus falan değildi, uyanık biçimde görmüştüm, kimdi o varlık ne arıyordu evimizde, annemle babam yatmaya gittiler, ben sabaha kadar uyumadım sigara içip durdum, terden sırılsıklam olmuştum ama duş almaya banyoya gitmeye dahi korkuyordum, üzerimi giydim hocanın köyüne doğru yola çıktım, koyunların otladığı yerin yakınından geçerken baktım ne sürü ne de çoban görünürlerde yoktu bir müddet sonrasında köye varmıştım, yamaca çıkmadan kahveye baktım doluydu yine, insan görmek olumlu enerji veriyordu, yamaca çıktım hocanın evine gittim kapıyı çaldım hoca açtı, hayırdır evladım erken geldin beklemiyordum bu kadar erken dedi, hocam dedim yardım edin bilginize ihtiyacım var lütfen yardım edin, içeri girip seslendi gel oğlum içeri kapıyı da çek, girdim içeri oturduk muska benzer biçimde birşey yazıyormuş, birazcık izin ver dedi, sessiz bir şekilde izliyordum ağzımı açmadan, sonra birşeyler yazdığı kağıdı bir deri parçasına sarıp dikti, bana döndü anlat oğlum dedi erken gelmene sebep olan şey nedir

Korku Hikayeleri

Korku Hikayeleri

hocam dedim bizi köye yollayanı buldum lakin uzakta, hoca gülümsedi fakat bu beni rahatlamak için yaptığı birşeydi bunu çok net sezebiliyordum, çaresi var oğlum dedi mesafenin çaresi var, içimde anlam ifade etmeyen bir sinir vardı yardım bekliyordum adam bana öğüt verir şeklinde konuşuyordu, o zamanlarda üzerimde olan sinirin o dönemki varlıklarla doğrudan alakalı bulunduğunu sonradan öğrendim, ayrıca hocamın öğütlerinin önemini de zaman içinde kavradım, bir musibet bin nasihatten iyidir hesabı, ne yapayım bu durumda hocam iyi mi öğrenebilirim bize bunu neden icra ettiğinı dedim, eline bir kağıt aldı kokusu bana kadar gelen güzel kokulu bir mürekkep ile oraya arapça bulunduğunu düşündüğüm birşeyler yazdı, sonrasında başka bir kağıda okunuşlarını yazdı

Korku Hikayeleri

oğlum dedi eve gidince sağ eline bu kağıdı al önüne okunuşları koy sonra derhal telefon ile size bunu icra edenı ara, ses verir vermez hepsini telefondakine oku, şuna çok dikkat et yalnız kağıttakileri okuyacaksın, ona birşeyler sormak ya da sinirden dolayı hesap sormak falan olmayacak, kendine hakim ol ve yalnız dediklerimi uygulayıp kağıdı oku, okuman bitince tek soru hakkın olacak o süre da niçin diye sor, sadece neden de, o sorunu oldukça iyi anlayacak ve sana herşeyi anlatacak, o meydana getirdiğinın cezasını çekecek, sebebi öğrendikten sonrasında bir bakır kap al evinizden, banyonuzun musluğundan kücük bir şişeye su doldur başka yerden olmasın illa banyonuzun musluğundan olacak, sonra meydana getirenın annesinin isimini öğren yeniden yanıma gel, tamam hocam dedim aldım kağıtları tam çıkarken, oğlum dedi sakın unutma meydana getirenı aramış olduğunda kağıt sağ elinde olacak, ötekini de önüne alıp okuyacaksın, tamam hocam aklıma kazıdım dedim, sigara yaktım kafam dağılsın diye saçma sapan müzikler çalan bir radyo açıp gazladım eve doğru

6.Bölüm Korku Hikayeleri

Vardım eve annem yalnızdı bulaşık yıkıyordu elinde, az bulaşık olduğu vakit makineye atmazdı, anne dedim birşey soracağım, sor oğlum dedi, yengemin annesinin adı ne dedim, oğlum günahlarını almayayım da anne tarafına zerdüşt diyorlar adı da garip birşeydi … mı … mıydı neydi dedi, tam olarak ne anne dedim tam adı lazım dedim, ne için soruyorsun oğlum bunu dedi, internette soy ağacı oluşturacağım en uzak akrabaya kadar istiyorlar diye o an asılsız söyledim, arayıp sorayım yengene dedi, yok anne sakın arama boşver sonra sorarız denk gelince dedim, aa dur bir dakika dayınların düğün davetiyesi sandıktaydı orada yazar dedi, annem genel anlamda yakın akrabalardan kalan davetiyeleri hatıra olsun diye saklar, kendi düğünlerinin davetiyesi dahi hala duruyor, kısa süre sonra annem elinde davetiye ile geldi, evet yengemin annesinin adını öğrenmiştim artık, şimdi yengem olacak şerefsizi aramam gerekiyordu, annemin cep telefonu salonda olurdu genel anlamda gittim aldım yengemin numarasını kendi telefonuma kaydettim bayağı uzun bir numaraydı avrupa numarası olduğu için, sağ elime kağıdı aldım önüme okuyacaklarımı koydum ve aradım, sonuna kadar çaldırdım açan olmadı, heyecandan yerimde duramıyordum, bir yandan da yoğun bir stres ve baskı altındaydım, oturdum yine kağıdı elime alıp yine aradım bu sefer de sonuna kadar çaldı fakat gene açan olmadı, açana kadar deneyecektim derken ikinci aramamdan daha bir dakika bile geçmemişti ki telefonum çaldı arayan yengemdi, muhtemelen türkiye numarasını görünce alelacele geri aramıştı, kağıdı elime aldım ötekini önüme koydum ve telefonu açtım, alo beni aramışsınız dedi bu onun sesiydi, sualine karşı aslabirşey demeden kağıdı okumaya başladım

Korku Hikayeleri

ben okumaya başlayınca sesi kesildi en minik bir ses çıkmıyordu yengemden, işin ilginci telefonu kapatmıyordu da, yahut kapatamıyordu, okudum okudum dinliyordu sessiz bir şekilde, nefes alıp vermesi bile duyulmuyordu, bitirdim ve son kelimeyi okumamla karşımdan ağlama sesi gelmeye başladı, hüngür hüngür ağlıyordu hanım, neden ağlıyorsun demek üzereyken hocamın tek sual hakkım bulunduğunu söylemiş olduği aklıma geldi, tuzaktı bu, ona niçin ağlıyorsun dersem başka sual soramazdım, susuyordum ağlamasını dinliyordum, birkaç dakika ağlamasını dinledim baktım susacak gibi değil, niçin dedim, ağlaması yerini bağırışlara çığlıklara bıraktı, bas bas bağlarırıyordu koskocaman hanım telefonda, söylemek istemiyordu ama ağzından kelimeler döküldü, hocamın dediği benzer biçimde yalnız neden demem yetmişti anlamıştı sorumu, bir taraftan bağırıyor bir yandan bana yapmış olduklarının sebebini anlatıyordu, çok zorlanarak söylüyordu, hiç istemiyordu sanki ama mecburdu, hocamın okuttuğu şeylerin etkisinden öyleydi muhtemelen, neslihan dedi birkaç kez tekrarladı, bu anneannemin adı, neslihan bana büyü yaptı, neslihan bana musallat yolladı, sonrasında gülmeye başladı, fakat diyordu yanlış kayaya çarptı, benim annem ona cezasını verdi, hem ona hem çocuklarına, dinliyordum sadece, hem o hem evlatları bana yaşattıklarından fazlasını yaşayacak, bir evladı esasen yaşıyor ötekiler de yaşayacak neslihanla birlikte, onları öyle bir yere yolladık ki, varlıklara karışıp benliklerini yitirecekler, varlıkların içinde akıllarını kaybedecekler, varlıkların önünde çığlıklar atacaklar, gündüz kapısı penceresi kapalı evlerden çıkamayacak, gece kapısı penceresi açık evlerine giremeyecekler, dehşetle dinliyordum, bu devam ediyordu konuşmaya, ben duyacağımı duymuştum dayanamadım kapattım çehreına telefonu, orospu kabul etmişti, peki bizim iyi bir insan kendi halinde yaşlı bir hanım diye bildiğimiz anneannem

Korku Hikayeleri

gelinine nasıl bir büyü yapmıştı da gelini şimdi hem ondan hem çocuklarından intikam almaya çalışıyordu, büyük dayıma kim bilir neler yapıyordu bizlerden uzakta, onunla çok samimiyetim olmamasına rağmen içim cız etmişti, akrabamdı neticeta öz dayımdı ailemdi, problemi anneannemleyse neden benim annemi ve dayılarımı da bulaştırıyordu bu işe, onların ne kabahatu vardı? Nasıl bir kin vardı ki kadında bir tek anneanneme zarar vermek ona yetmiyordu, onun bu acımasızlığı ve tehditleri karşısında benim de nefretim katlanmıştı, işin ucunda akrabalarım vardı, maksimum şaşırdığım şey ise dünyada şerli varlıklarla en son uğraşmasını bekleyeceğim fert olan anneannemin yengeme büyü yapmış olmasıydı, bunlar yengemin sözleriydi ama sesinden doğruyu söylediği anlaşılıyordu, aslına bakarsanız hocamın söylediği gibi yalan söyleyemezdi, doğrusu anneannem büyü yapmış veya yapmış oldurmıştı onlara bu kesindi, birden kalkıp anneannemin evine gidip bunu sormayı düşündüm fakat son olarak bana dediklerinden sonrasında gidemezdim, kadın varlıkların tesiri altındaydı benimle sağlıklı bir şekilde konuşamazdı, elime bir poşet aldım banyomuzda bakır bir tas vardı onu koydum poşete, bimdeki ufak le colaları bilirsiniz onlardan vardı evde birini açtım mutfakta lavaboya döküp iyice çalkaladım sonrasında banyodan doldurdum onu da koydum poşete, yengemin annesinin adı de aklımdaydı, yengemin adını zaten biliyordum, yaptıklarının sebebini de öğrendikten sonrasında hocamın evine gitmeye hazırdım, anne ben gidiyorum dedim, nereye oğlum dedi dolaşacağım biraz dedim çıktım, aşağıda da babamla karşılaştım işten gelmişti, ona da aynı açıklamayı yapmış olduktan sonra saate baktım vakit ikindi olmuştu atladım arabaya sürdüm hocamın köyüne doğru tekrardan, sigara üstüne sigara yakıyordum zira bir bilinmeze doğru gidiyordum, hocaya güvenmekten başka çarem yoktu, bu düşünceler arasında köye vardım, çıktım yamaca çaldım hocanın kapısını açan olmadı oturdum evin altına bir sigara yaktım hocayı beklemeye başladım akşam olmasına az kalmıştı

Korku Hikayeleri

sigara bitince kalktım yine kapıyı çaldım bir ihtimal içeride namaz falan kılıyordur bitirmiştir düşüncesiyle, gerçi ikindiyle akşam arası ne namazı kılacaktı üstelik akşfakat dakikalar kala, fakat bir ümit işte, açan olmadı yine tekrar oturdum evin altına, akşam ezanı okunmak üzereydi, camiye uğramadan gelmiştim evin önünde otururken aklıma geldi camide olabilirdi hoca, yine köye inmeyeyim bekleyeyim en iyisi ezanı okuyup namazı kıldırsın sonra nasılsa evine gelecek diye düşünüyorum, poşetimi de yanıma koydum bir taraftan da kulağım camide hocanın ezanı okumasını bekliyorum fakat hala okunmadı, bir beş dakika daha bekledikten sonrasında ezan okunmaya başladı ama ses hocamın sesine benzemiyordu, ezanı sonuna kadar dinledim bu kesinlikle hocam değildi, evde yoktu ve ezanı okumadığına gore camide de yoktu, neredeydi bu adam, kalktım ayağa başladım civarı gezinmeye köye bakıyorum yamaçtan, insanoğlu camideler sokaklar boş kimse yok, evin arkasına dolandım yamaç olduğundan arka ormana gidiyordu, girişine geldim bakıyorum ormana doğru, uzakta bir karartı görmüş oldum daha derinlerde ormanın içindeydi bu karartı, biraz daha içine girdim ormanın, ağaçlığın sonucunda biri duruyordu, yürüdüm yürüdüm biraz daha yaklaşıp bakınca daha net gördüm hocamdı bu, aramızda 50 metre falan vardı, fakat bir tuhaflık vardı ayakta durmuş yere bakıyordu, kafası bana dönük bir haldeydi fakat sürekli yere bakar vaziyette duruyordu hareketsiz bir biçimde, hocam ben geldim diye bağlarırdım, tepki vermedi, biraz daha durduktan sonra arkasını döndü gitti, nereye gidiyordu girdim iyice ormana doğru arkasından, akşam olmasıyla beraber iyice karanlıklaşıyordu ortalık, telefonum cebimdeydi çıkardım ledini yaktım şarjım azdı fakat telefonun ışığı eğer olmazsa iyice azalacaktı görüş mesafem, akşam iyice bastırıyor karanlık artıyordu, yarım saat falan gittim hocamın gittiği yoldan, baktım ileride gene aynı şekilde duruyor, hocam bekleyin benim dedim, gene hoca hızla başka bir yola saptı ben de gittim ardından

Korku Hikayeleri

gitmemeliydim fakat ne kadar büyülenmemiş olsam yahut öyle zannetsem de tesir alanlarındaydım şu demek oluyor ki, bunu anlayamazsınız gidiyorsunuz o an aklınızda o hocan değil sakın gitme hatta kaç kaçabildiğin kadar düşüncesi olmuyor, aksine hocanın silueti var o senin hocan git ardından düşüncesi oluyor, varlıklar fısıldıyor git git git takip et git peşinden, şuanki aklım olsa hocayı bırak tüm şehri görsem gider miyim o ormana? Takip etmeye devam ettim ama çok süratliydı, onun yaşında bir adamın böyle gitmesi mümkün değildi ama oluyordu işte gidiyordu adam, böyle böyle giderken hocam bir tepeden aşağı indi koştum indirilmiş olduğu tepeye, bunlar istasyonlar değil miydi? Hoca beni hammatşeri tepesine getirmiş kendisi de koşa koşa yasak köye girmişti, ne oluyordu hoca niye beni oraya getirmişti, ayaktaydım dondum kaldım, köy karşımda duruyordu hammatşeri tepesinden net olarak görüyordum poşetim de hocanın evinin önünde kalmıştı, elimde telefonun ledi parlıyor kapatmak aklıma dahi gelmedi izliyordum yalnız köyü, gene tüm kapılar pencereler açık ve köy ahalisi meydana doğru toplanıyordu ayakta durmuş şok ve şaşkınlıkla onları izliyordum ama bu sefer bir fark vardı boğulduğunu görmüş olduğum çocuk eliyle ahaliye beni işaret etti bütün yüzler bana döndü çarşaflı hanımlar erkekler hepsi bana döndü erkekler yüzüme bakıyor hanımlar yüzleri bana dönük halde yere bakıyordu, çocuk bağırdı hammatşeri cinna … , hareket edemiyordum hep bir ağızdan bağlarırmaya başladılar hammatşeri cinna … , bağlarıramıyorum ağlayamıyorum heykel gibiyim kımıldayamıyorum ben tepedeyim onlar köyde ama hepsi birden beni tutuyor sanki, nasıl mümkündü bu? Omzumu biri tuttu var gücümü kullanıp kafamı çevirdim

Korku Hikayeleri

bu hocamdı eliyle omzumu tutuyor hızlı hızlı birşeyler okuyordu, üzerimdeki tonlarca ağırlık kalktı çabuk dedi gel benimle nefes nefese kalmıştı, elinde bir ip vardı bir ucunu bana verdi diğer ucu ondaydı ne olursa olsun bu ipi bırakma dedi, kafamı salladım tamam diye, hoca önde ben arkada hızlı hızlı geldiğimiz yoldan gidiyorduk kafamı çevirdim arkama bakmak için, çarşaflı hanımlar tepeye çıkmış ayakta ve yönleri bizlere dönük ama kafaları yere bakar şekilde duruyorlardı, nasıl çıkmışlardı aniden oraya, akıl almaz bir hızları vardı, ışınlanıyorlardı sanki, yürü dedi hoca çabuk ol, hemen kafamı çevirdim hocama doğru elimde ip peşinden gidiyordum, dur dedi hoca birden, durdum oturdu hoca birşeyler okumaya başladı, niçin durmuştuk, yere baktım taşlardan bir çember oluşturmuş hocam benim yanıma ulaşmadan önce önlem almış olmalıydı, yerden kafamı kaldırmamla çığlık atmam bir oldu, çarşaflı hanımlar çemberin etrafını sarmış 10 santim dibimizde etrafımızı saran bir halka oluşturmuşlardı, etrafımız tamamen onlarla çevriliydi hiç erkek yoktu yalnız onlar vardı, ayakta duruyorlar yere bakıyorlardı, hocam hala okuyordu okuyordu, bir ara sustu bana baktı, etrafına bakma, ne görürsen gör çemberden çıkma, öyle bir titriyordum ki elimdeki ip sallanıyordu, kafamı yere eğdim ağlıyordum, çok yavaş bir mırıltı duyulmaya başladım giderek artıyordu, çevreımızdakiler hepsi birden söylüyordu sözleri, çoğaldı çoğaldı, cinna h… el m… cinna h… el m… cinna h… el m… el m… hepsi sürekli bunları tekrarlıyordu, hocam hala okuyordu hala okuyordu, sonrasında birden bana baktı çok yüksek bir sesle bağırdı kopar ipi, ve ipi koparmamla etrafımızdakiler yok oldu, hocam kan ter içinde kalmıştı, otur dedi zira hala ayaktaydım, oturdum, sabah ezanına kadar burada bekleyeceğiz

7.Bölüm Korku Hikayeleri

Hocam dedim yalvarırım gidelim, burada durursak sonumuz iyi değil, oğlum dedi eğer bu çemberden çıkarsak hemen çıktığımız an çarparlar, sakın oğlum sakın delice bir şey meydana getirmeye kalkışma, şarjım bitmişti tamamen, sadece ayın ışığı ile görebiliyorduk birbirimizi ve çevreı, hocam ara vermeden okumuştu yaşına bakılırsa direnmeliydii ben genç yaşımda dahi tıkanırdım onun benzer biçimde durmadan okusam, şimdi dedi çevreında ne görürsen gör, seni kim çağırırsa çağırsın, sakın aldırış etme, unutma şuan bir kabusu gerçek hayatta yaşıyoruz, nasıl ki rüyalarda ve kabuslarda gerçek hayatta olmayacak birçok şey mümkün, şuan burada da mümkün o şeyler, biz gerçek hayattayız ama şuan bulunmuş olduğumuz bölge kabusun ta kendisi oğlum, kabuslarındaki herşey burada gerçeğe dönüşür, gözlerim sonuna kadar açıktı sessiz ve tehlike dolu bir şekilde hocamı dinliyordum, dinledikçe umudum kayboluyor pes etme noktasına geliyordum, şimdi dedi ben okumaya devam edeceğim sen otur ve sakın etrafına bakma, dayanamayıp bakarsan dahi gitme, eğer gidersen ben bile birşey yapamam, o sebeple bakma bile çevreına, hocam okumaya başladı ben de söylediği şeklinde oturur vaziyette yere bakıyordum çevreıma bakmamaya gayret ediyordum, birden hocamın sesi azaldı, sonrasında iyice azaldı azaldı, hocamın yüzüne baktım ağzı hareket ediyordu, evet fakat ben duymuyordum onu, sadece onun sesi değil tüm sesler kayboldu, ormanın sesi, rüzgarın sesi, aslabirşey duyulmuyordu, sağır mı oluyordum nasıl mümkündü bu, yavaş yavaş sanki dibimden boynumun arkasından bir ses gelmeye başladı, bir tek o sesi duyuyordum, geceleri sessizlikte yalnız odada bulunan saatin sesini duyarsınız ya aynen öyleydi, aslabir ses yokken bir tek o ses çıktı ortaya, gel diyordu gel bizlere, o denli tatlı bir sesti ki bu gitmek istedim, gel bizlere, siz kimsiniz niçin geleyim, bizler onlarız gel bizlere, onlar kim ne yapacaksınız bana ne istiyorsunuz benden, bir tek onların sesini duyuyordum, dibimdeki hocam hala okuyordu ağzı kıpırdıyordu fakat katiyen duyamıyordum, sadece beni çağıranların sesini duyuyordum, sanki arkamdan bir rüzgar beni çağırıyordu, bu öyle bir davetti ki o an ne yapmış olursanız yapın bırakıp gidebilirdiniz, neredesiniz dedim, çemberin dışındayız gel bize

Korku Hikayeleri

ayağa kalktım fakat hala yere bakıyordum, sanki mecburdum gitmeye, onlar bir saniye bile susmadan gel diyorlardı, gidecektim onlarla olmalıydım, ayağımı çemberin dışına atmak üzereyken hocamın kolumdan tutmasıyla irkildim, hala okuyordu yere bakarak, bir taraftan da benim kolumu tutuyordu, kendime geldim ve o an hocamın sesini tekrardan duymaya başladım, herşeyi duyuyordum normale dönmüştü sesler, biraz evvelinde hipnoz olmuş gibiydim, çemberin haricinde olmalarına karşın bu denli etki edebiliyorlardı, eğer ki çemberden çıksam kimbilir bana neler yaparlardı, kendime geldim iyiyim hocam dedim, kafasını salladı onaylamak babında, hala okuyordu, oturdum yine yere bakıp bir an öce sabahın olmasını bekliyordum, uzunca bir süre hiçbirşey olmadı sabah yakındı artık, ama sonrasında etrafta bir hareketlilik farkettim, dibimde duruyorlardı, karahasanın basri, karısı ve dayıma istediğimiz gelin, adresi sorduğumuz evdeki adam ve karısı, aynı evindeki minik çocuk, hepsi yanımda ayakta hareket etmeden duruyorlardı, yere bakıyorum fakat dibimdeler farkediyorum, onlara bakmıyorum fakat onlar bulunduğunu biliyorum, fakat bir değişim var bu sefer, kadınlar bana bakıyorlar, inanırım bundan, görmüyorum yüzlerini yere bakıyorum ama onlar bana bakıyorlar hissediyorum, korkuyorum kafamı onlara çevirmeye, asıl korktuğum şey kafamı çevirip çarşaflı hanımların ve gelinin yüzünü görmek, göz ucuyla ayaklarına bakıyorum kadınların çarşafları yere değiyor onlarınkini göremiyorum ama erkekler çıplak ayaklı, fakat bu insan ayağı değil, parmakları yok, ayak parmakları yerine bir hayvanınki gibi ortadan ikiye ayrık, çığlık atmamak için zor tutuyorum kendimi, sessiz bir şekilde gözlerimden yaşlar boşanıyor, sabah olsun artık diyorum gitsinler, fakat hayır duruyorlar dibimde, ayakta hareket etmeden bizlere bakıyorlar, aslında bize de değil sadece bana bakıyorlar, kafamı yerden kaldırıp hocamın yüzüne baktım, hocam da bana bakıyor, okumaya devam ediyor ama, sonra nefes nefese sakın diyor sakın çıkma çemberin dışına, bayılıyor orada, sabaha azca kaldı fakat bir tekım artık, hocam kendinden geçti ne yapacağım şimdi, belki de onlara gitmeliyim o zaman düzelir herşey

ağlıyorum, gözlerimden yaşlar toprağa düşüyor, belki bir ses bir hareket olsa bu kadar korkmam, fakat dibimdeler ve asla hareket etmiyorlar, büyük bir ikilemde kaldığımı hatırlıyorum, gitmeli miydim onlara, hayır gidemezdim hocam bu yaşında bayılana kadar çaba gösteriyorsa, ben de birazcık dirayetli olup onlara karşı pes etmemeliydim, durdu gözyaşlarım, uzaklardan çok hafif bir ses duymaya başladım, sabah ezanı okunuyordu, ses hocamın köyünden geliyordu muhtemelen, sonra birden kayboldular, fısıltılar durdu, yığıldım kaldım hocamın yanına, kalk oğlum uyan diyen bir sesle kendime geldim, hocamdı bu, onun çağırmasıyla uyandım, sabah olmuştu, hiç uyumamış gibiydim sanki, üzerimde yorgunluk vardı, hocamın söylediği gibi o gece gerçek hayatta karabasan görmüştüm, hocam dedim rüya mı bu yoksa atlattık mı geceyi, gülümsedi ve atlattık oğlum dedi, bir anlığına da olsa mutlu olmuştum, hadi oğlum dedi gidelim çok işimiz var, geceyi atlattık lakin belayı büyüttük, hocam dedim iyi mi doğrusu, anlatacağım oğlum varalım da eve, hadi gidelim biran önce buradan her ne kadar sabah olmuş olsa da burası yasaklı yer, yürümeye başladık, hocam dedim dün evinize geldim sizi bulamayınca dolaşmaya başladım yörede, sonra sizin siluetinizi görmüş oldum ve siz zannedip arkasından gittim, biliyorum oğlum herşeyi biliyorum, nasıl buldunuz yerimi hocam?, oğlum dedi dün köyden birinin evinde bir tedavi işim vardı, işimi bitirip eve ulaşınca kapımın önünde senin poşetini gördüm lakin seni orada göremeyince büyük bir telaşa tutuldum, arka tarafa dolanıp ormanın girişine ulaşınca sen ormanın içindeydin gittikçe uzaklaşıyordun, arkandan defalarca bağlarırmama rağmen duymadın, hocam dedim niçin duymadım, ormanın girişinde tesirleri altına girmiştin oğlum dedi, bilincinde değildin ben durumu anlayınca hemen koştum ardından ben bağlarırıyordum sen koşuyordun ben bağlarırıyordum sen koşuyordun, sonrasında anladım ki seni yasak köye götürüyorlar, ormanda çemberi yapmış olup hammatşeri tepesinde köye girmeden seni buldum, birazcık daha gecikseydim köye girecektin, işte o vakit oğlum çok geç olurdu herşey için

hocam dedim sanki bir kabustu, gerçek olamayacak kadar korkutucuydu,ben en derin kabuslarımda bile akşamki korkuyu yaşamadım, kabuslarla tek farkı var oğlum, kabuslar uyanınca sonlanmış olur, lakin bu tarz şeylerin musallatı her uyandım zannettiğinde yeniden adım atar, sonra bir müddet sessiz bir şekilde devam ettik, hocam dedim beni size yollayan çoban birşeyler anlattı bana, hocamın yüzü düştü, akşam çevreımızı saran şerliler varken bile yüzünde bu şekilde bir vehamet görmemiştim, sanki çoban anlatmaması gereken birşeyi anlatmıştı, o geceyi mi anlattı oğlum sana çoban şehmus?, hocam dedim bana detay vermedi sadece şunu söylemiş oldu, 17 yaşına kadar en uzak dağlarda tepelerde sürüsünü otlattığını ama bir gece şahit olduğu bir mahluktan sonrasında bu civardan asla uzaklaşmadığını anlattı, hoca bir süre sustu sonrasında ağzından sözcükler dökülmeye başladı babam sağ idi oğlum, anam babam ben yiyecek yiyorduk, kapımızı bir çocuk çaldı yetiş hocam yetiş çoban şehmusu çarpmışlar, babam yemeğini bitirmeden fırladı ben de peşinden gittim, vardık ki köyün girişinde şehmus ayakta duruyor üstü başı paramparça ve arapça birşeyler tekrarlıyor Huve Yeciu Huve Yeciu Huve Yeciu, o güne kadar korktuğunu görmediğim babam dehşete düşmüş ve gözleri büyümüş biçimde şehmusa bakıyordu, şehmus dedi kim geliyor, çoban duymuyordu yalnız tekrarlıyordu, babam ona çok sert bir tokat attı şehmus hala tekrarlıyordu hiç tesir etmemişti sanki o tokat, sonra ben ve köyden 2 birey daha ağzını ellerini bağlayıp bizim eve getirdik, babam 33 gün boyunca şehmusa okudu da zavallıyı kurtardı, onu o hale getiren oğlum bir tek o mahluğun yaptığı birşeye şahit olmak, eğer ki o şerli yaratık şehmusu görseydi hali çok daha perişandı, hocamı sessizce dinledim, bu akşamkiler dahi beni dehşete düşürürken bu yaratık iyi mi birşeydi ki bir çoban 38 senedir unutamamıştı, hocam dedim nasıl bir şey bu şerli? Bu muhabbet esnasında hocamın evine gelmiştik, girdik içeri, hocam anlatmaya başladı

oğlum dedi akşamki görmüş olduklerin normal bir ademoğlu için zor olsa gerek, çok zordur, bir kabustan uyandım sanarsın uyanamazsın, ummadığın anda onları hissedersin, lakin çobanın gördüğünün bırak musallatını yalnız seni fark etmesinin bile yerine akşamkilerden bin tanesinin musallatını tercih edersin oğlum, hocam dedim bu iyi mi bir mahlukat ki sizin gibi biri bile onun hakkında kelam ederken dehşete düşüyor? Oğlum dedi o insanlardan önce de vardı, akşamki gördüğün şerlilerden önce de vardı, dedemin babama onun da bana anlattığı kadarıyla biliyorum, onun hakkında çok data yok, bir soydan, bir kabileden geliyor bu şerli varlığın soyu olan kabile 29 mahluktan oluşuyormuş, şöyle düşün oğlum bu alemde milyarlarca insan birsürü şerli var iken bu mahluktan 29 tane var ve hepsi aynı kabileden aynı soydan, lakin bunlar dünyanın dört tarafına dağılmışlar, bizim çobanın gördüğü ise bunlardan bir tek bir tanesi, varlık şehmusa bulaşmamış, yüksek ihtimalle çobanı fark etmemiş, ona karşın çoban şehmusun onu ve yapmış olduklarını görmesi gençliğinden bu zamana kadar hatırlanası bir dehşet olarak kalmış, hocam dedim çoban babanıza geldiği vakit üstü başı paramparça perişan haldeydi diyordunuz bunu varlık yapmamış mı, oğlum dedi varlık şehmusu görse idi üstünü başını mı parçalardı tahmininden çok daha vahim olurdu şehmusun hali, varlığı görmenin dehşeti ile çoban kendi üstünü başını parçalamış oğlum, düşün ki köye ulaştığında hala kendine gelememiş haldeydi, düşün ki kendini elleriyle parçalayacak bir hale bürünmüş, ben akşamkiler karşısında dehşete kapılırken çobanın gördüğü varlığı görsem ne yapardım, hocam dedim çoban bu mahluğu iyi mi ve nerede görmüş, oğlum dedi … ili sınırında 3 tepe vardır buraya çok yakın değildir, 3 tepenin ortasından bir dere akar şehmusta o gece uzaklardan gelirmiş sürüsüyle , biran önce köye dönme arzusundan 2 gecede 1 uyurmuş geceleri de yol alır olmuş hasretinden, sonrasında sürü su içsin diye üç tepenin ortasındaki dereye girmiş, eğilip suyunu içmiş, bir dönmüş ki arkasını sürü yok, koskoca yüzlerce davarlık sürü yok, hocam anlatırken kapı çaldı

8.Bölüm -O Köye Gitmemem Gerekiyordu

Gelen kahveciydi, kan ter içinde kalmıştı, yamaca kadar koşmuş şeklinde bir hali vardı, hayırdır dedi hocam birşey mi var ne bu halin, hocam dedi yetişin çoban şehmus tuhaflaştı kendini öldürecek bas bas bağlarırıyor, koştu hocam derhal arkasından ben de koştum, şehmusun evine vardık içeriden bağrışma sesleri geliyor, hocam kahveciye döndü kiminle dövüşüyor şehmus dedi, hocam dedi içeride çobandan başka kimse yok saatlerdir kendi kendine bağlarırıp duruyor, hocam direk içeri girdi bizler kahveci ile kapıda bekliyoruz, köy ahalisi ise korkudan evin oraya gelemiyor, hocam girince çok kısa bir süre sonra ses kesildi, 10 dakika bekledim büyük stres ve korku içinde, hocam hala çıkmayınca içeriden nihayetinde dayanamadım kahveciye baktım ben içeri giriyorum dedim, kolumu tuttu yapma dedi, çektim kolumu girdim içeri, gördüğüm manzaranın dehşetini tanım etmem mümkün değil, orası bir ev olamazdı bütün perdeler örtülü vaziyette duvarın her yerine keçi başı asılmış yerde hocamın icra ettiğina benzer fakat malzemesi ve çizimi ondan farklı bir şekil, iğrenç bir koku, duvarın dibinde her yeri kir içinde bir yer yatağı, ve köşede büyük bir saman çuvalının içinde ağzına kadar insan saçı dolu, hocam girişte ayakta durarak devamlı türkçe olmayan birşeyler söylüyor, çoban şehmus iki duvarın bitiştiği yerde vücudu duvara dönük ve kafası yere bakar vaziyette dizlerinin üzerine oturmuş sallanıyor, elinde bir tutam … var ve o da devamlı türkçe olmayan birşeyler tekrarlıyor, dondum kaldım öylece, hocam okumayı bitirip bir süre sustu sonrasında şehmusa baktı, şehmus sen misin?, ses yok, şehmus sen misin?, yine yanıt vermedi, şehmus sen misin?, üçüncü kere de cevap alamayan hocam ey … bin … yüzüme bak diye bağlarırdı, çoban tepki vermedi, ey … bin … yüzüme bak diye bağlarırdı gene bakmadı, üçüncü kere ise ey … bin … diyince inanılmaz bir hızla ayağa kalkıp hocama baktı

onun nefreti başka bir boyuttan geliyordu sanki, hocama doğru öyle bir bakışı vardı ki elinden gelse oracıkta parçalara ayırırdı, … kabilesindensin demek, bu çobandan ne istiyorsun eyy … , ona ızdırap vereceğim diyordu fakat çok kısık bir sesle, bir sima hem nefret dolu olup bununla birlikte gülebilir mi, işte o yaratık bunu yapıyordu, bakışı ve hareketleri nefret dolu fakat bir taraftan iğrenç bir halde sırıtıyordu, bu çobandan ne istiyorsun eyy … gelen, ona ızdırap vereceğim diye fısıldadı gene, hocamı hiç öyle sinirli görmemiştim, sanki bir taraftan korkuyordu da, üçüncü kere sordu bu çobandan ne istiyorsun … , o kısık sesli mahluk kulakları sağır edecek bir sesle bağırdı kabilem dedi 77 bin varlıkla burada, öyle demesiyle duvarlarda binlerce gölge belirdi, bunu anlayamazsınız, bir odanın duvarında binlerce gölge, hocamın gözleri büyüdü, o süre dedi sen osun, gülmeye başladı çoban inanılmaz şekilde bağırarak gülüyordu, hocam bana baktı tuzak dedi tuzak kurdular, ben ağlıyordum bir tek, konuşamıyordum, gücümü topladım o kim hocam diye bağırdım o kim, … , … , hocam delirmiş benzer biçimde tekrarlıyordu, o sırada kahveciyle birlikte birkaç kişi daha daldı içeri, hocam kendine geldi çabuk dedi çabuk çıkın buradan, bana baktı çabuk oğlum dedi koş çık buradan, hocam dedim baş edemezsiniz 77 bin tanesi gelmiş, ne olur siz de çıkın, yüzüme baktı, önden kahveci ve köylüler arkadan hocamla bizler çıkdık o şer yuvasından dışarı, hocam hala şaşkındı, ahali su getirdi yüzümüzü yıkadık, hocam dedim … kim , oğlum dedi çobanın içindeki … oğlu … , tüm kabilesiyle birlikte gelmiş, sonra ahaliye döndü ey ahali kaçın kaçın gidin, akşam olmadan güneş batmadan kaçın, köylüleri tehlike sardı hepimiz evlerine koşuyordu, evlerinden çoluk çocuklarını toplayıp hızla köyü terk ediyorlardı, hocam dedim çabuk biz de gidelim, oğlum dedi sen git kurtar kendini, bu tarz şeylerin hepsinin birden gelmesi üstelik liderleriyle beraber gelmeleri hiç iyi bir durum değil, ben şuan bu köyü bunlara bırakırsam bu köy yasak bölgeden beter olur, benim evime giremezler, biraz evvelinde çobanın evinden senin hatrın için çıktım ama madem … oğlu … ve tüm kabilesi ile karşılaştım hal böyle olunca burada kalıp bu köyü kurtarmak için çabalayacağım

ben gidiyorum hocam dedim dayanamam bu kadarına affedin kalıp yardım etmek isterdim fakat bu konuda ilim sahibi değilim, kaç oğlum dedi akşam olmadan kaç, ne olur dedim dikkatli olun evden çıkmayın, gülümsedi meraklanma oğlum sen dedi, atladım arabaya firar ettim köyden eve vardım direk, aklımda ertesi gün sabah tekrar köye hocamın yanına gelmek vardı, annem bir ton azarladı nerdesin falan filan, gene bahane buldum birsürü, günler sonra ilk kere oturduk ailece birşeyler yiyorduk ama aklım bir taraftan hocamda, düğün günü de yaklaşıyordu giderek herşey benim açımdan kötüleşiyordu, beni o vaziyetten kurtarabilecek tek fert olan hocamdı eğer o kurtulamazsa umudum neredeyse tamamen tükenecekti, ben bunları düşünüp yemek masasında otururken annemin sesiyle irkildim oğlum diyordu, efendim dedim duymuyor musun daldın gittin, yorgunum biraz anne ondandır, hepimiz anneannenlere gideceğiz sen de gel, ne yapacaksınız orada dedim, düzgüsel oturmaya gideceğiz dedi, birkaç saniye düşündüm üçünüz mü gidiyorsunuz dedim, evet dedi, kardeşime döndüm sen ne hayır gidiyorsun lan bu şekilde aile oturmalarına gider miydin dedim, bayağıdır görmüyorum abi anneannemi falan dedi, sonrasında aklıma o karının beni kovması gelmişti, iyi dedim siz gidin ben gelmiyorum, bunlar gittiler evde tek kaldım geçtim odama açtım pcyi feysbukta falan takılayım diye, bir taraftan müzik açtım, evde kimse yokken cuğara da tüttürüyordum, normaldim o an günler sonra, müzik feysbuk sigara üçlüsü ile düzgüsel biriydim, böyle internete dalmışken içeriden bir takırtı geldi, müziğin sesini kıstım, kısar kısmaz bir takırtı daha geldi, rüzgardan falan pencere çarpıyor herhalde dedim takmadım, 10 saniye sonra çaat diye bir ses geldi, bardak tabak gibi birşeyin kırılma sesiydi sanki, kalktım gittim mutfaktan gelmişti ses yöneldim mutfağa genel anlamda karanlıkta takılırdım pc ışığında mutfağın lambasına bastım ışık yanmadı yine bastım yanmadı yine ışık

noluyor amk dedim kendi kendime, telden ışık açtım baktım yerde tabak mabak birşey yok, sonrasında bir sıçradım ananı avradını, azca öncekine benzer ses salondan geldi, koştum salona kesin birşeyler kırılmıştı emindim, baktım gayet derli toplu şekilde duruyor salon, noluyor lan dedim sesli şekilde, hayır köy yöreında tuhaf şeyler yaşadık hatta oldukça tuhaf şeyler yaşadıkta kilometrelerce uzakta evimde de mi rahat bırakmayacaklardı, köy dışında yalnız anneannemler tuhaftı onların olayını da üzerlerindeki şerlilerin yaptığı büyüye bağlamıştım, bana büyü de yapılmamıştı bildiğim kadarıyla, ben salona bakar vaziyette ayakta dikilirken banyodan şiddetli bir su sesi geldi, koştum direk refleksle ışığa bastım bu sefer yandı az evvel mutfakta yanmayan ışık, baktım küvetin musluğu sonuna kadar açık, bilirsiniz hatta hidrofobisi olanlar çok rahatsız olur musluğun o sonuna kadar açık sesinden, lan aslına bakarsan gerginim bir de musluk sonuna kadar açık sikeyim ulan diye bağlarırdım, gittim musluğun yanına kapattım küvetin dibinde dikiliyordum ayakta, düşünüyorum acaba bugün köydeki kabile mi bunları icra eden yada onlarla alakasız başka bir mahlukat mı, sonra durdum lan ben napıyorum banyoda bunları niye burada düşünüyorum deyip kalktım ayağa telefonun ledi açıktı hala onu kapatayım diye elime aldım ayna tam arkamdaydı telefonun ekran kilidini açıp ledi kapatayım derken kapalı telefondan arkamdaki aynadan siyah bir görüntü yansıdı dondum kaldım, bildiğin telefon elimde dondum şok içinde duruyorum hareketsiz halde, telefondan görüyorum aynada siyah bir kafaya benzeyen siluet, kati inanırım, arkamı yavaş yavaş aynaya doğru döndüm, ananı sikeyim aynada karahasanın basrinin kızı yani dayıma alacağımız gelin yere bakıyor, bir çığlık attım kekeliyordum, elim kolum kasılmaya başladı, çarpılıyor muydum, el kol kilitlendi bağırıyorum fakat kımıldayamıyorum, olduğum yere yığıldım bayılmışım kardeşimin tokadıyla uyandım

noluyor lan dedim, kalk abi bayılmışsın diyor, hala vurmaya devam ediyor, dur lan uyanığım ne vuruyorsun dedim, kalktım annem su getirmiş onu içtim, geçtik salona nasıl bayıldın neyin var diyorlar, tansiyonum düşmüştür falan diyip geçiştirdim, ama tek başıma ne kadar süre dayanırdım bilemiyordum, düğüne de az kalmıştı, babama mı söylesem acaba diye düşünüyordum, sonrasında birden bire beni 2 gün sonrasında psikoloğa götürün dedim, hayırdır niye dediler, sual sormayın dedim gdolayın, bunu dedim çünkü kendimden kararlı değildim, şu demek oluyor ki belki bende tuhaflık vardı, bundan emin olmak adına psikoloğa gitmek istiyordum, tamam oğlum dedi annem gideriz de yarın gidelim niye sonraki gün gitmek istiyorsun, yarın işlerim var dedim sabah erken kalkıp gitmiş olurum haberiniz olsun, birşey demediler, bir süre sessizlik oldu, anneannemlerde ne yaptınız var mıydı bir tuhaflık dedim, babam bana baktı, ne tuhaflığı lan diyor, kafayı mı sıyırdın asıl sen kendin garip tuhaf davranıyorsun diyor, sonrasında annem araya girdi çay içip geldik oğlum her zamanki gibiydi dedi, iyi tamam ben yatıyorum diyip odama gittim, aslolan gayem sigara içmekti, o arada oturdum pcye mapse girdim yasak köyü buldum, güncellenme zamanı çok yakın olmasa da gene de çok eski sayılmazdı, basrinin evi buldum, zoom yaptım yukardan, belki birşeyler bulurum diye ama yok net değil, yukarıdan da köy küçücüktü aslına bakarsak bir köyden çok geçici yerleşim alanı benzer biçimde birşeydi, aklıma hocam geldi, napıyordu acaba koca köyde 77 bin şerli mahlukla tek başına, gidecektim aslına bakarsanız sabah olunca, orada kalsam ne olurdu acaba diye düşündüm, fakat hocama faydam olmayacağı benzer biçimde zararım olacaktı, kendinden ziyade benim derdime düşecekti, en iyisini meydana getirdiğima karar verip yattım, rüya görmeden uyandım, kalktım kardeşim yatağımın yanında ayakta dikiliyor, içerisi karanlıktı sabah olmamıştı hala, ne dikiliyorsun lan dibimde dedim ses vermedi

sana diyorum ne dikiliyorsun lan başımda, hala ses vermiyor, koluna dokundum şş sana diyorum lan, fakat bir tuhaflık vardı elime birşey bulaşmıştı sanki, elime baktım ananı avradını kül lan bildiğin kül amk, öyleyse dondum kaldım, çığlık falan atamadım sonrasında yüzüne bakayım diye kafamı kaldırdım, yok olmuştu doğrusu kardeşimin silueti gitmiş kaybolmuş, kendime tokat attım rüya mıydı lan diye, yeniden elime baktım elimde kül vardı kesinlike vardı, rüya falan olamazdı, kalktım ışığı açtım, oturdum yatağın içine sigara yaktım düşünüyorum, bir taraftan elimdeki küle bakıyorum, diğer taraftan tuvalete gitmem lazım ama tırsıyorum zira tuvalette ayna var, sabaha kadar gitmedim uyumadım da, kısa süre sonra sabah oldu aslına bakarsan, kardeşim de uyanmıştı, erkencisin dedim, hiç uyumadım abi dedi, niye uyumadın lan hem dün gece benim odamda napıyordun dedim, ne diyorsun abi gece dostlarla oyun attık sabaha kadar diyor, oğlum uyandım baş ucumdaydın diyorum, yok abi rüya görmüşsün girmedim odana falan dedi, şunun için soruyordum akşamki gelen kardeşim miydi, bir sihrin falan etkisinde olabilirdi yani o da büyülenmiş olabilirdi, yoksa kardeşimle alakasız başka bir varlık onun şekline mi girmişti, cevabımı almıştım kardeşimin olan bitenden haberi yoktu, şerli varlığın biri onun şekliyle gelmişti odama, artık emindim bunlar karahasanın basri ve yasak köydeki mahlukların işiydi, zira o gece banyo aynasında gördüğüm dayımın evleneceği gelin bunu destek sunar nitelikteydi, tamam dedim ben gidiyorum annemlere söylersin işlerim var, tamam abi dedi, çıktım atladım otomobile hocamın köyüne vardım, köyün girişine parkettim arabayı, vardım varmasına fakat dünkü köy harabeye dönmüş, birkaç ev harici bütün evler yanmış her yer kararmış yangından ve dumanın etkisinden, karahasanın basrinin köyden beter olmuş, acaba dedim hiç hocama bakmadan geri dönsem mi, boyumdan büyük işlere kalkışıyor benzer biçimde hissettim o an, bir sigara yaktım 10 dakika köyün girişinde harabe haline gelmiş köyü izledim

9. Ve Son Bölüm Sonrası Yok

Girdim köyün içine, birkaç sağlam kalmış ev harici aslabir hayat belirtisi yoktu, yasak köyden beter olmuştu, hocamın evine baktım yamaca doğru, ev hala sağlamdı demek ki hocamın evine zarar veremedi şerli mahlukatlar, tam hocamın evinin olduğu yamaca çıkmaya hazırlanırken omzuma bir el dokundu, irkildim bir an arkamı döndüm yavaşça, kimse yoktu fakat emindim birkaç saniye evvelinde birisi omzuma dokunmuştu, bir karartı gördüm karşı tarafta yarı yıkık ve yanmış biçimde duran samanlıkta, evet bir karartı vardı ayakta duran bir karartı fakat samanlığın hemen hemen yıkılmamış kısmında olduğundan ve o kısım karanlık olduğundan net seçemiyordum, sanki beni bekliyordu oradaki şey, kimsin diye bağırdım ses vermedi, yine kimsin diye bağırdım gene ses vermedi, son defa kimsin diye bağırdım bu birden adım attı ileri doğru hala samanlığın içindeydi fakat bu defa görünüyordu sureti, şok oldum dondum kaldım, o ilk gece görmüş olduğum çobandı, 2 köyü ve birsürü şerli varlığı yok edip öldürülen çoban, o an düşündüm bu çoban kötü birisi olsa o varlıklarla harpmazdı demek ki bu çobanla aynı istikamette idik, gittim samanlığa doğru bu geri çekildi içeriye doğru, girdim karanlık tarafına samanlığın, merhaba verdim selamımı aldı, rahatladım selamımı almasıyla, bana baktı düzgüsel bir insan görüntüsü vardı, akşam dedi çok kötü şeyler oldu, hala bu köydeler, eliyle bir yeri işaret etti, yıkılmayan evlerin olduğu yeri gösteriyordu, bu yıkılmayan birkaç evde binlercesi var geceyi bekliyorlar dedi, ben dinliyordum fakat ona soracağım çok şey vardı çoban emmi dedim sen o yasak köyde öldürülmedin mi, hayır dedi beni öldürdüklerini sandılar fakat öldüremediler, ben de peşimi bırakmayacaklarını bildiğim için öldüğümü sanmalarını istedim, sen dedim insan mısın, insanım oğlum dedi, lakin bir nebze ilimli bir insanım, fazla sual sorup konuşacak vakitımız mevcut değil dedi, hocanın evine mi gidiyorsun, evet çoban emmi dedim hocamın yanına gideceğim

vakasın devamı yazar tarafından yazılmamıştır. Yazarın ismi İnkhuhtur

Korku Hikayeleri,Korku Hikayeleri,Korku Hikayeleri,Korku Hikayeleri,Korku Hikayeleri,Korku Hikayeleri,Korku Hikayeleri,Korku Hikayeleri,Korku Hikayeleri,Korku Hikayeleri,Korku Hikayeleri,Korku Hikayeleri,Korku Hikayeleri,Korku Hikayeleri,Korku Hikayeleri,Korku Hikayeleri,Korku Hikayeleri,Korku Hikayeleri,Korku HikayeleriKorku HikayeleriKorku HikayeleriKorku HikayeleriKorku Hikayeleri

O Köye Gitmemem Gerekiyordu

O Köye Gitmemem Gerekiyordu

Korku Hikayeleri

2 YORUMLAR

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here